Doğaçlamanın Gücü

Başak Fındıkçıoğlu, 2 Mayıs 2020, İzmir

Ortalama Okuma Süresi: 4 dakika

Ankara’da doğdum büyüdüm. Memur, mükemmeliyetçi bir ailenin kızıydım. Hem de ilk çocuk. Bu sebeplerle olsa gerek çok girişken, özgüvenli bir yapım yoktu. Her şey önceden planlanmalıydı hayatımda. Muhtemel problemler ön görülmeli, çözümleri hazır olmalı; risk yüksekse o işe girilmemeliydi benim için.

İşte tam da bu noktadan doğaçlama hayatıma nasıl dokundu onu anlatacağım.

Doğaçlama nedir ile başlayalım. Doğaçlama bir oyunculuk yöntemi olup, daha önceden belli bir metne bağlı olmadan oyun oynama şeklidir. Tuluat ve commediadell’arte doğaçlama tiyatronun ilk örneklerindendir. Oyuncular diyaloğu, mekanı ve olay örgüsünü doğaçlama olarak ortaya çıkarırken yönlendirmek için seyircinin önerilerini alırlar. Oyuncular da seyirciler gibi biraz sonra ne olacağını bilmiyorlar ve her iki taraf için de heyecan verici bir süreç yaşanıyor.

Peki benim ne işim var böyle bir sürecin içinde? Bunu ben de sorguladım. Karakterime bu kadar zıt bir işi nasıl yaparım? Bunun için biraz doğaçlamanın bendeki gelişimine bakalım.

Oyun Hamuru Tiyatrosu

2009 yılında Oyun Hamuru Tiyatrosu ile tanışıp baskılarla gruba katıldım. Çünkü her işe "ben yapamam ki" diye başlardım. Grupla kaynaşmaydı, eğitimlerdi derken kendimi sahnede buldum. Her oyun sonrası sabaha kadar uykumda aynı oyunları tekrar tekrar oynadım. Ama bir gerçek vardı ki; doğaçlama planlanabilir bir şey değil.

Derken İzmir Doğaçlama Tiyatro Festivali organizasyonu başladı. Her zamanki gibi her şeyi önceden planlayıp öngörmeye, problem çıkmadan çözmeye çalıştım.

Oysa durmalı, nefes almalı, anda kalmalıydım. Ne kadar hesaplarsam hesaplayayım problem her an çıkar. Ama ben anda kalırsam durumu tahlil eder, çözüm üretirim.

Bir süre sonra öğretmenlik ve yaratıcı drama liderliği bilgilerimi de kullanarak ortak eğitmenli doğaçlama atölyeleri vermeye başladım. Derslere oyunlarla başlıyoruz. Evet koca koca insanlar oyun oynuyoruz. Çocuk oyunları, yakalamacalar falan yani baya. Oyun insanı sosyal normlarından arındıran, stratejik düşünmeyi sağlayan, algılarını açan, duyularını kullandıran bir teknik. Dersler, ilk günden itibaren doğaçlama yaparak geçiyor. Doğaçlama hep farklı olanı görmeyi, farklılıklar arasında bağlantı kurmayı, anı takip etmeyi, uyum sağlamayı, uydurmayı gerektiriyor. İçinden geçtiğim bu eğitim sürecini bir de dışarıdan görmüş oldum.

Sonra Doğaçhane doğaçlama grubunun kurulmasına destek oldum. Doğaçlama grup olmayı gerektiren bir faaliyet. Doğaçlama bir sahnenin başarılı olabilmesi için, oyuncuların hep birlikte sahnenin aksiyonlarına uygun hareket etmesi, birlikte yaratım hali içinde olması gerekir. Ekip arkadaşlarının yarattığı fikirleri kabul etmek oyuncunun sorumluluğudur. Aksi halde sahnenin ilerlemesini engeller. Bu demokrasinin, farklılıklara rağmen birbirini destekleyip ilerlemenin süper bir örneği değil mi? Sahnede grup arkadaşının fikrini can kulağıyla dinleyip geliştirmelisin. Başrol yoktur; birliktelik vardır.

Doğaçlama tiyatro giderek gündeme otururken farklı disiplinlerden etkilendiği, geliştiği keşfedildi. Farklı bakış açıları, eğitimlerle tanışmak gerekti.

Öğren, dene, anlat, geliştir, değiştir, analiz et, değerlendir, uygula derken ben;

    • Planlayan ama planın da hep açık kapı bırakan;
    • Yeni şeylere başlamaktan korkan ama kaçmayan;
    • İnsanları tanımak için daha hevesli olan;
    • Anlatılanları dinlemek için daha meraklı, duymak için daha dikkatli olan;
    • Daha farklı pencereler olduğunu bilen ve o pencerelerden bakabilmek için çabalayan;
    • Daha yaratıcı;
    • Daha özgüvenli oldum.

Bu yaklaşık 10 sene sürdü. Çünkü Ankaralıyım demiştim. Azcık keçilik vardır. Kabul etmem, farketmem, değişmem bence uzun sürmüş. Ama pek çok insanda bu eğitimin çok daha kısa sürede değişim yarattığını görebildim.

Ve hep şunu dedim:

"Kendin için bir şey yapacaksan doğaçlama eğitimi al, neler değişecek göreceksin."