Çocuk Kitaplarına Genel Bir Bakış

Ayfer Demirtaş, 22 Mayıs 2020, İzmir

Ortalama Okuma Süresi: 8 dakika

Çocuk kitaplarından beklentimin yüksek olduğu doğrudur. Bunun için haklı sebeplerim var. Öncelikle çocuğa ve kitaba kısaca göz atalım.

Eğitim ve öğretimin temelleri çocukluğun erken yıllarında başlıyor. Bu dönemde çocuk, anne ya da bakıcı ile güvenli ya da güvensiz bağlanma sürecini okul öncesi eğitime de taşıyor. Hissettiği ancak farkına varmadığı ya da ifade edemediği tüm soyut duygular akranlarıyla bir araya geldiğinde ortaya çıkıyor. Çocuk yaşıtlarıyla birlikte yaşamayı, oynamayı, yemek yemeyi, eğlenmeyi öğreniyor. Bu dönem onun için son derece geliştirici aynı zamanda da zorlayıcı bir süreç. İşte bu süreçte resimli çocuk kitapları ile tanışıyor.

Duyguların Tercümanı Olarak Kitap

3-6 yaş aralığında nitelikli resimli kitaplar ile tanışan çocuğun önünde yepyeni bir dünya oluşuyor. Çocuk, görselliği hafızasında birleştiriyor. Soyut olan birçok şey somutlaşıyor. Kitaptaki renkler, kurgu, kahraman hikayede doğru konumlandırılmışsa çocuk onunla hayal dünyasını geliştirebiliyor. Gelişmiş bir hayal gücü ona bilişsel, ruhsal, duygusal olarak daha sağlıklı bir evren tanımı sunuyor.

Dünyanın Gelecek Tasviri Olarak Kitap

O ülkede okunan çocuk kitaplarına bakarak, ülkenin geleceği ile ilgili bir çok tahminde bulunabiliriz. Çocuğa kendi gelişim özelliklerine uygun, umut aşılayan, evrensel ilkeler ışığında yazılmış kitaplar, onun her açıdan sağlıklı bir yetişkin olmasının zeminini de oluşturuyor. Nitelikli eser her şeyden önce mesaj kaygısı çekmemeli. Elbette her eserin alt bir mesajı olabilir; ancak bu didaktik bir tarz yaratmamalı. Böyle olursa yetişkin gibi çocuk da o kitabı okumaz. Kitap en başından konusuyla ve çizimiyle çocuğun ilgisini çekmeli, merak uyandırmalı. Artık çocuktan sabırla kitabın ilerleyen sayfalarındaki macerayı bekleyeceğimiz bir dönemde değiliz. En başından sarıp sarmalayan kitaplarla kitap kurtları olabilirler.

Çocuk Kitaplarında "Duygu"

Çocuk kitapları özellikle bir duyguyu işlemek amacıyla yazılmasa da içinde en az bir duygu barındırır. Çocuğa, farklı duygu ve durumlarla karşı karşıya kalmış bir karakter gösterir. Bu karakter kendisi bir çocuk ya da hayvan, ağaç, nesne de olabilir. Onun yaşadıklarını öğrenerek aslında kendi duygularına gitmiş olur. Karakter ile özdeşim kurabilir. Daha da ötesi onun bulduğu baş etme stratejisi ya da çözümü kendi de uygulayabilir hatta kendi bir strateji geliştirebilir. Çocuğun duygu durumunun farkında olan ebeveyn ya da öğretmen ona uygun kitap seçerse özellikle baş edilmesi gereken duygularda bu çok yardımcı olacaktır. Çocuk elbette ki hayal kurmakla, oyunla, gezmekle ilgili de kitap okuyacaktır. Ancak şöyle düşünelim:

Çocuk Kitaplarında Zor Konular

Örneğin, anne babası boşanma evresinde olan ya da yeni doğmuş kardeşini kıskanan çocuğun gündeminde genellikle bu durumlar vardır. Bu durumda böyle bir dönemden geçmiş bir çocuk karakterin yaşadıkları ve baş etme stratejilerini görmek ona kendini iyi hissettirecek ve güçlendirecektir. Artık okullara baktığımızda aile içi iletişimin en sağlam olduğu ailelerde büyümüş ya da birçok olumlu özellik geliştirmiş çocukların bile en azından akran zorbalığına maruz kaldığını görüyoruz. Çocuklar maalesef ki sokağa çıktıklarında, trafikte ve birçok yerde şiddete tanıklık edebiliyor. İşte zor konuları işleyen nitelikli çocuk kitaplarına bu noktada ihtiyacımız var.

Çocuk, kitabı okurken tüm duygu süreçlerinden geçmiş olur. Örneğin, çaresiz hisseden bir çocuk düşünelim. Çaresizlik üçüncül duygudur. Bu duyguyu hissediyorsa o çocuk acı çekiyordur. Acı çekme ikincil duygudur. Acı çekiyorsa üzülüyordur. Üzülme birincil ve temel bir duygudur. Farkında olmadan tüm bu süreçleri kitap aracılığıyla hisseden çocuğun zorlandığı duygular böylece açığa çıkıyor ve rahatlıyor.

Mutlu Olmak Zorunda Mıyız?

Biraz yetişkin penceresinden bakalım.

Neşe, coşku, sevgi, minnet, şefkat… Bunlar tamam da korku, kaygı, kıskançlık, öfke gibi bizi zorlayan duygular ne olacak?Aslında tüm duygular evrimin bir parçası. Hepsinin de bir işlevi var ve kişiyi koruyup hayatta kalmasını sağlıyor. Ancak her yerde sürekli olarak mutlu olmak gerekliliği pompalanırken bu duygular ile ne yapacağız?

Sürekli mutlu olma peşinden koştuğumuzu düşünelim. Kariyer, ev, eşyalar, kitaplar, alışveriş… Hepsini de elde ettik. Sıradaki? O da tamam. Sonrası? Sonrası boşluk ve yorgunluk. O halde şu mutluluk denen şey pakete girmiş bir şey değil, el yapımı galiba. Ve nihai amaç mutluluk değil de başka bir şey olsa daha mı sağlıklı olur acaba?

Filozoflar geçmişten beri bunun cevabını aramışlar. Kimileri kendini gerçekleştirme demiş, kimileri yeniden doğuş. Nihai nokta da şuna varılmış ki mutluluk arayışı yerine anlam arayışı kişide daha sağlıklı bir yaşama sevgisi, anlamlı bir hayat ve umut aşılıyor. Hatta mutsuzluğun faydaları da var. Araştırmalar sürekli mutlu olma peşindekilerin strese karşı daha dayanıksız olduğunu gösteriyor. Mutsuzluk ise kişiyi bazen harekete geçiriyor ve yanlışı-adaletsizi-tehlikeyi anlamayı ve baş etmeyi sağlıyor. İşte bu noktada tüm duyguların gerekli olduğunu söyleyebiliriz.

Fakat çoğunlukla mutsuzluk gibi duygular açığa çıkarılmıyor, bastırılıyor. Ancak onların büyük enerjisi kaybolmuyor, içeride saklanıyor. Sonra da olmayacak yerden ya da bedenden acısı çıkıyor. Peki ne yapacağız? Yüzleşeceğiz. Çoğunlukla sonuçlarının yıkıcı olacağını düşündüğümüzde yüzleşmiyoruz. Ancak kişi bunu kendi ya da uzmandan yardım alarak çözerse büyük bir özgürleşme süreci başlıyor.

İşte bu anlattıklarımızın ışığında duygu eğitiminin ne kadar önemli olduğu ortada aslında. Çocuğa her duygunun iyi ya da kötü olmaksızın normal olduğunu göstermek gerekiyor. Bunu yaratıcı drama, müzik, etkileşimli okuma yardımı ile gerçekleştirebiliriz.

Çocukla Etkileşimli Okuma Yapabileceğimiz Birkaç Kitap Örneği

Bugün bir duygu geldi mi ziyaretine?

Kapıyı açıp davet edebilir misin onu oynamaya?"

Kendini tanımak ve duyguların sana ne anlattığını kavrayabilmek, onlarla yakınlaşabildiğinde gerçekleşmeye başlar.

Duygularıyla Arkadaş Olan Çocuk, duyguları bir misafir gibi karşılamayı, tanımayı ve neden geldiklerini anlamayı öğretirken, sadece isimlerini söylemek yerine; onları keşfetmek, hissetmek hatta onlarla arkadaş olmak konusunda çocukları cesaretlendiriyor.

Koskocaman siyah gözleri, mor gözlükleri ve kırılmış kalbi ile bizi karşılıyor bir Ege kasabasında. Merdivenin başına oturmuş ve dizlerini kendine çekmiş bir şekilde duruyor. Gözlerindeki hüzün, kitabın rengârenk sayfalarını aşıp bize kadar ulaşıyor. Çok geçmeden anlıyoruz neden kalbinin kırıldığını. Kitap boyunca Kalben’in, kalbini onarmaya çalışmasına tanıklık ediyoruz. Kendini o kadar yalnız hissediyor ki önce balıkların yanına gidip onlarla yüzmek istiyor ama bir cevap alamıyor. Ardından süt içerken mutlu olan kedileri görüyor ve kırık kalbini bir bardak sıcak süt ile onarmaya çalışıyor. Sütü lıkır lıkır içmesine içiyor ama kalbi yine kırık kalıyor. Pek çok yolu deniyor: çiçeklerle dans ediyor, gökkuşağı ile tanışıyor. Ne fayda! Sonra tam da sonsuza kadar mutsuz kalacağını düşünürken bir martının gelişiyle hayat birden eskiye dönüyor. Nasıl mı? Martı ona aslında hep bildiği bir şeyi tekrar hatırlatıyor: bir canlıyı gülümsetmek.

Bir gün sınıfa yeni biri gelir; Vanessa tüm gün derse katılmadan oturur.Bir çocuk ona kötü sözler söylemeye başlar. Bu noktada tekrar çocuk kitaplarındaki çizimlerin gücünü ve önemini anlıyoruz. Vanessa’nın bu sözlere karşı aşama aşama yaşadığı duygular pek çok kelimenin ifade edebileceğinden çok daha gerçekçi bir biçimde anlatılmış. Vanessa’nın Yanındayım zorbalıkla baş etmeye farklı bir açıdan yaklaşıyor, hem bu durumu yaşayan çocuğun duygu durumunu aktarırken hem de bu durum karşısında nasıl karşı durulabileceğini gerçekçi bir yaklaşımla zaten tam da yaşanan olaydaki gibi anlatıyor. Zaten kitabın arka sayfasında hem çocukların böyle durumlarda neler yapabileceğine dair kısa bir rehber hem de ebeveynlerin bu kitabı okurken kullanabileceği kelimelere yer verilmiş.